Anasayfa / Spor / Aimee Mullins – Ona iyi bakın

Aimee Mullins – Ona iyi bakın


Aimee Mullins (36), bacağında fibula kemiği olmadan doğdu ve her iki bacağı da o henüz 1 yaşındayken kesildi.

Ancak o, People dergisinin ‘Dünyanın en güzel 50 kadını’ listesine girmesinin yanı sıra Amerikalı rekortmen bir atlet ve model. En son da L’Oreal Paris’in yüzü ve marka elçisi oldu.

İlham verici bir sporcusunuz. Nasıl başladınız spora?
– Kendimi bildim bileli sporcuyum. Çocukken de sürekli spor yaptım. Futbol bile oynadım. Bilardoya bayılırdım, bence çok da havalıdır. Çok erkeksiydim eskiden. Hatta annem sürekli, “Biraz kadın gibi davran saçını başını düzelt” deyip dururdu.

Çok güzelsiniz, ne kadar erkeksi olabilirsiniz ki?
– Araba lastiği değiştirebilir, motoru açtığımda baktığımda neye baktığımı bilirdim. Kir-pas içinde dolaşırdım. Elbiselerden çok kargo pantolon giyerdim. Indiana Jones kadınları gibi davranmak ilgimi çekmişti. Sonradan kadınsı bir hale büründüm.

Kendinize ‘super-abled’ (süper-yetenekli) demeniz ilgi çekici. Ne anlama geliyor?
– Cheetah protez bacaklarıyla koşan ilk kişiydim. O zamanlar bu protezlerin ne olduğu henüz bilinmiyordu. Dergilere haber olduğumda bu bacaklarla engeli olmayanlardan daha hızlı koştuğumdan bahsediliyordu. Bu durumda neden ben engelli oluyordum? Kayakla iniş yarışlarına bile katılabiliyorum. Bu yüzden engelli değil ‘süper yetenekli’ denmesinden yanayım.

Birine ‘engelli’ deyip bir yandan da onun kadar yetenekli olamamak biraz utanç verici sanki…
– Bu kadar derine inmeye gerek yok. Kategorize etmeden fiziki özelliklerine bakmadan neler başardığına bakmak yeterli. Herkes birbirinden farklı. Din, dil ayrımı yapmak ne derece ayıpsa bacaklarım olmadığı için bunun vurgulanması da ayıp. İnsanların düşünmeden konuşması kötü bir huy. Artık eskiye göre daha fazla gelişiyoruz. Vücudu tekrar inşa etmek zor değil. Bacaklar, diz ve eklemler, gözler düzeltiliyor. Saç implantasyonu veya diş yenilemenin benim bacaklarımdan bir farkı yok. O da tekrar inşaya giriyor. Ötekileştirmek kalitesizlik.

Protezlerle yaşamak nasıl bir his?
– Yürümeyi bunlarla öğrendim. Benim için sabah kalkıp çorabını giymek gibi bir şey.


Çocuklar bu konularda daha acımasız olur. Çocukken neler yaşadınız?

– İnsanlar huzurları kaçınca kabalaşır. Ama çocuklar daha anlaşılabilir. Hiç görmediği bir şey karşısında heyecanlanıp meraklanıyorlar. Çocukken çok arkadaşım vardı ama hayatımın en zorlu zamanı 11-14 yaşlarımdı. Kızlar çok acımasızdı. Amerikan kolej gençliğinin kabalığını atlatabilirsen hayatta başaramayacağın şey yok. O dönemler kızlar bana göre çok güzeldi. Güzelsen pek bir şey yapmana gerek yok, her kapı açılır, o huzurlu ve güvenli bölgenden de çıkmana gerek kalmaz. Ama ben zeki ve çalışkan olmak zorundaydım, ancak böyle yükselebilirdim.

PROVOKATİF OLMAYI SEVİYORUM

Çok güçlü ve güvenli bir duruşunuz var…
– Her gün heyecanlar yaşadığımı düşünenler var ama ben de herkes gibi markete, kasaba gidip akşam yemek yapıyorum. Genelde normal bir günüm geçmiyor. Bir gün içinde dört toplantı, iki iş yemeği ve bir de çekim yapıp ertesi sabah Amerikan Kongresi’de kadın haklarıyla ilgili bir kanun için konuşma yapıyorum.

Özel zamanınızı nasıl yaratıyorsunuz?
– Zaman yaratmayı öğrendim, her fırsatta kendim için bir şeyler yapıyorum yoksa bu kadar işin altından kalkamam. Bunu yapmazsan pilin erken biter.

Bu İstanbul’a ikinci gelişiniz…
– İlkinde üç yıl önce bir film festivali jüriliği için Kars’a gitmiştim. İstanbul’daysa Topkapı Sarayı’nı dolaşmış ve çok beğenmiştim.

Otantik kolyelerle yüzükleri ve saray gezmelerini sevmişsiniz. Tarihe ilgili misiniz?
– Kesinlikle! Tarihin derinliklerinde yaşıyor olmalıymışım. Önceki hayatımda Bizans İmparatoru Jüstinyen ve Teodora’yla dolaşmış olmalıyım.

Peki seçme şansınız olsa tarihte hangi karakter olurdunuz?
– Teodora’ya hayranım. Duyduğum en epik aşk hikâyesi onunla Jüstinyen’inki. Bir hayat kadınıydı fakat büyük bir aşkla birlikte oldular. Jüstinyen imparator olduğunda Teodora’nın yaptığı ilk iş yasaklanmış hayat kadınlığını serbest bırakıp onları sağlık sigortasına dahil etmek oldu. Bu kadın hakları konusunda ileri görüşlü ve bugün bile yaşanmayan bir gelişmeydi.

8 YAŞIMDA DÖRT İŞ YAPARDIM

Şimdi dört beş işi aynı anda nasıl yapıyorsam çocukken de öyleydi. Hayat zordu, kendi paramı kazanıyordum. Ayaklarımı sağlam basabilmek için çalışıyordum. 8 yaşındayken bile dört iş yapıyordum. Saati iki dolara bebek bakıcılığı da yaptım gazete de dağıttım. Okul harçlığımı böyle kazanıyordum.

İDEAL KADINI TEMSIL EDİYORUM

L’Oreal’in yayınladığı ‘100 Bin Yıllık Güzellik’ adlı bir kitap için öykü yazmıştım. Kadınların ilk çağlardan beri kendilerini dövmeler, göz kalemleri, mücevherler ve saçını tarama şekilleriyle nasıl güzelleştirmeye çalıştığını anlatmıştım. Sonrasında Fransa’daki Küresel Kadın Forum’unda 3 bin kişiye konuşma yapmam için davet ettiler. Ardından da marka elçisi ve yüz modeli olmam için teklifte bulundular. İdeal L’Oreal kadınını temsil etmemi istediler, kabul ettim.

hürriyet/mynet


Sizde Yorum Yazabilirsiniz:



ANINDA HABER VE GELİŞMELERİ İÇİN BEĞEN TIKLAYALIM !!!

Scroll To Top