Anasayfa / Gündem / 24 yıldır kayıp çocuk arıyor

24 yıldır kayıp çocuk arıyor


Erdal Şimşek, hayatını kayıp çocukları aramaya adamış bir tesisatçı. Kulağa garip gelse de hikaye bu. 92 yılında kızının kaybolmasıyla başlayan arayış yolculuğunu, kızını bulduktan sonra bırakmamış. Canı yanan başka ailelerin sızısını dindirebilme umuduyla, 24 yıldır yaz kış demeden sokak sokak kayıp arıyor.

Erdal Şimşek, hayatını kayıp çocukları aramaya adamış bir tesisatçı. 24 yıldır yaz kış demeden sokak sokak kayıp arıyor. Canı yanan ailelerin sızısını dindirebilme umuduyla, dizi setlerinde, spor salonlarında, parklarda, tinercilerin içinde… Kendini vakfettiği kayıp arama işini, Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Derneği ile ortaklaşa yürüten Şimşek’in “Allah razı olsun” dedirtecek hayat hikayesidir okuyacağınız.

Hiçbir çıkar beklemeden yıllardır kayıpları arıyor buluyorsunuz. Sizi bu işe iten bir hikayeniz olmalı…

1992 yılında 8 yaşındaki kızım okulda kayboldu. Annesiyle yeni ayrılmıştık, mahkeme çocuğu bana vermişti. Bir yandan annesinin ailesi ‘çocuğu kaybettin’ diye benden hesap soruyordu, bir yandan gece gündüz arıyor ama evladımı bulamıyordum. Polisten umudumu kesince hocalara gitmeye başladım. Kanarya’da bir Ali hoca var, kayıpları buluyor dediler gittim. Adam bana ‘akrabandan masum bir erkek çocuk bulup getir’ dedi. Aldım mahallemizden bir çocuk götürdüm. Çocuğa ‘Atatürk’ü çağırdım gördün mü?’ diye soruyor, çocuk ‘gördüm’ diyor. Atatürk, Hızır, Fatih Sultan Mehmet… Kimin adını söylese çocuk ‘gördüm’ diyor. En sonunda kızımın adını söyledi. Çocuk yine ‘gördüm’ dedi. Adam çocuğa ‘yerini iyi belle gidip kızı oradan alacaksınız’ dedi ve biz çıktık. Bindik çocukla trene. ‘Tam yeri hatırlıyorsun unutmadın değil mi?’ diye sordum çocuğa. Çocuk ‘ben hiçbir şey görmedim ki, korkudan öyle dedim…’ demez mi! O an sanki bindiğimiz trenin içinde değil de altında kalmıştım. Dünya başıma yıkıldı. Son umudum da boşa çıktı.

Rus bandıralı gemilerin, dilenci çetelerinin peşinde
25 YILDIR KAYIP ÇOCUK ARAYAN
Son umudunuz olmadı ama… Değil mi?

Bir gün yolda yürürken ‘Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Derneği’ diye bir tabela gördüm. Hemen girdim içeri. İçeride bir adam, önünde bir daktilo. Ben çocuğumun bilgilerini, nasıl kaybolduğunu anlatıyorum, adam daktiloda zar zor tuşları bulup hece hece yazıyor. İşini bitirince kafasını kaldırıp ‘bizim çocuğumuzu bizden başkası bulamaz’ dedi usulca. Meğer aynı yıl onun da çocuğu kaybolmuş. Otizmli 21 yaşındaki oğlunu evin önünden bir taksi ile kaçırmışlar. Hem kendisinin hem başkalarının acılarını paylaşmak için kurmuş derneği. O günden sonra hiç ayrılmadık İsmet Özbilici ile, ta ki vefat edinceye kadar. Otizmli bir genci kim ne yapsın, organ mafyası kaçırmıştır diye düşünüyordu rahmetli. Şehir efsanelerinin bini bir para bu arada. Yok efendim Rus bandıralı bir gemi gelmiş, bilmem nerede demirlemiş, kaçırılan çocukları bu gemiye götürüyor, organlarını aldıktan sonra cesetlerini denize atıyorlarmış. Her seferinde o gemilerin peşine düşüyor ama hep elimiz boş dönüyorduk. Bilmem nerede dilenci mafyası var diyorlardı, onun peşine takılıyorduk. Böyle böyle yıllar geçiyordu.

Dört yıl sonra otobüsle buldum

Yıllar derken, kaç yıl geçti?

Sonra büyük bir otobüs kiralayıp kayıp otobüsü yaptık onu. Bizim çocuklarımızın ve daha onlarca kayıp çocuğun fotoğraflarını yapıştırdık otobüse. Sabah akşam İstanbul’u sokak sokak geziyordu o otobüs. Tam dört yıl sonra, Kadıköy Esatpaşa’da bir adam otobüsün yanından geçerken parmağıyla fotoğraflardan birine işaret ederek ‘ben bu kızı tanıyorum’ dedi. Bir de baktım ki benim kızımı işaret ediyor. Meğer annesi kaçırmış kızı. Bir eve kapatmış, bulamamam için okula bile yazdırmamış. 12 yaşında buldum kızımı, tekrar okula yazdırdım. Tüm yaptıklarına rağmen ‘yine de anasıdır’ dedim annesiyle koparmadım bağını. Kader bizi ayırdı ama çocuğun suçu ne diye düşündüm. Kızım bugün 30 yaşında, evli ve çocukları var.

İsmet bey bulabildi mi otizmli oğlunu?

O oğlunu asla bulamadı ama kendini derneğe vakfetti. Vefatından sonra dernek başkanlığını oğlu devraldı. Hala beraber çalışmaya devam ediyoruz, hem de hiç ara vermeden.

Bundan bir maddi kazancınız yok. Hayatınızı nasıl idame ettiriyorsunuz?
25 YILDIR KAYIP ÇOCUK ARAYAN
Ben tesisatçıyım. Benim mesleğim çok kıymetli, işe odaklansaydım şimdiye zengin olurdum. Ama ben ancak kayıp arama işinden arta kalan zamanlarda tesisatçılık yapabiliyorum. Cebimde hep yeni kaybolmuş çocukların fotoğraflarıyla gezerim. Her gün muhakkak rutin arama çalışmalarımı yaparım. İstanbul’un merkezi yerlerini her gün gezerim. Belki birine rastgelirim diye. Bize gelen kayıp ilanları içinde çocuklar da oluyor, akli dengesini yitirmiş yaşlılar ve hastalar da.

Dizi setlerini gezerim

Nereleri teftiş edersiniz mesela?

İstanbul’da yaşayan bütün tinerci gruplarını, şarapçı gruplarını, sokakta yaşayanları bilirim. Ara ara onları ziyaret ederim. Mesela kış aylarında sokaktaki kimsesizleri Zeytinburnu Spor Salonu’na toplarlar. Oraya da giderim sürekli. İçlerine kayıp kişiler karışmış olabiliyor bazen, özellikle de alzheimer hastaları. Dizi setlerine de sık giderim. Ajanslar bana haber ederler mutlaka, ‘filanca yerde figüranlı çekim yapılacak’ diye. Ne kadar uzak olursa olsun giderim. Ünlü olma hayaliyle evden kaçanları genelde bu setlerde bulurum. Basit figüran rollerde oynarlar. Yolda avare gezen çocukları da takibe alırım.

Çocuklar sizce neden evden kaçar?

Çocuklar genelde aile içi mutsuzluktan, ilgisizlikten, korkudan ve şiddetten dolayı evden kaçar. 10 liralık borç yaptığı için babasından korkup kaçan bile var. Çocuk kaybolmalarıyla ilgili yapılması gereken en önemli şey ailelerin eğitilmesi. Hem anne hem baba maddi imkansızlıklardan dolayı sabahtan akşama kadar çalışıyor. Peki çocuklara kim bakacak? İşte böyle başıboş çocukların her biri birer kayıp adayıdır.

Birkaç tane de kayıp bulma hikayelerinizden anlatır mısınız?

Mesela bir keresinde simitçiden simit, esnaftan yemek dilenen bir çocuk gördüm yolda. Herkes itip kakıyordu çocuğu. Yanına gittim, bir çay bir simit söyledim. Sevindi. Sohbet ile yakınlık kurmaya çalıştım, sonra da onu derneğe getirdim. Dosyaları açtım hemen. Bir baktım ki Tunceli’de kaybolmuş. Haber verdik derhal. Ailesi yoksul, borç parayla otobüs bileti alıp İstanbul’a gelip götürdüler çocuğu. Bu çocuk yoksulluktan kaçmış mesela. Yoksulluk evden kaçmaların başlıca sebeplerinden biri.

Evden kaçan kız olunca aileye kabul ettirmek bazı kültürlerde zor olabiliyor değil mi?

Bir gün otogarda ağlayan bir kız buldum. Bursa’dan şarkıcı olmak için gelmiş ama onu getiren kadını kaybetmiş. Cahil bir kız, ikna ettim derneğe getirdim. Kızın ailesini arayacağız ama kız yalvarıyor ‘ömür boyu yerleri süpüreyim burada, yeter ki babamı aramayın’ diyor. Babasını aramaya ikna ettik sonunda kızı. Kürt oldukları için Kürtçe bilen birini arıyoruz ki önce o konuşsun baba ile. Kendi dilinde konuşsun ki ikna edilebilsin kızını kabul etmeye. Kız artık elden gitmiştir diye kabul etmeyedebilir çünkü. Neyse mahalleden Siirtli manav Osman’ı getirdik. Kürtçesi iyiydi. Arattık aileyi, bir saatte zor ikna etti babayı. Sonra kızın biletini alıp ailesine geri gönderdik.

Rezil olurum korkusundan ihbar yapılmıyor

Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Derneği Başkanı Zafer Özbilici, Türkiye’de ayda ortalama 3 bin 500 kayıp ihbarı olduğunu ifade ediyor. Kaçırılmanın çok nadir yaşandığını, çocukların genellikle evden kaçtığını vurgulayan Özbilici, bunun nedeniyle ilgili şunları söylüyor: “Çocuk çoğunlukla yaptığı bir hatayla ilgili, ailesinin tepkisinden korktuğu için evden kaçar. Biz dernek olarak asıl aileleri hedefliyoruz. Çocukla doğru iletişim kurmayı öğrenmeli aile. Maddi sıkıntı, diyalogsuzluk, fakirlik ve baskı da evden kaçmaların diğer sebeplerinden. Ailenin bir kaçma ihtimaline karşı mutlaka alması gereken önlemler var.

Aile, çocuklarının arkadaşlarını ve sosyal medyada iletişimde olduğu kişileri mümkün olduğunca takip etmeli. Sosyal medya hesaplarının şifrelerini bilmeli. Çocuğun günlük kullanacağı yol güzergahı tespit edilip, bunun dışında bir yol kullanmaması telkin edilmeli.” Çocuk kaybolduktan sonraki ilk 24 saatin çok önemli olduğunu belirten Özbilici, “Çocuk bu süre zarfında bir suçun ya mağduru ya faili olabiliyor. Ama maalesef bazı aileler, sözkonusu kayıp erkek çocuk olunca hemen her yere başvuru yapıyor ama kız çocuk olunca gizlemeyi tercih ediyorlar. Duyulursa ‘kız elden gitti’ derler, eşe dosta rezil olurlar diye kızın kaybolduğunu gizliyor ve resmi başvuruda bulunmada çok geç kalıyorlar” diyor. Özbilici, çocukların kaçırılma ihtimaline karşı ailenin alması gereken birkaç basit önlemi şöyle anlatıyor: “Çocuğun kökünden kopmuş saç tellerini ve parmak izlerini nemsiz ortamda saklayın. Bu şekilde gerekli olduğunda DNA tanımlaması yapılabilir. Bazı giysilerini de yıkamayın ki gerekirse köpek ile iz sürülebilsin.” kaynak karar


Sizde Yorum Yazabilirsiniz:



ANINDA HABER VE GELİŞMELERİ İÇİN BEĞEN TIKLAYALIM !!!

Scroll To Top